"I should not talk so much about myself if there were anybody else whom I knew as well." - "Eğer bir başkasını daha iyi tanıyor olsaydım, kendimden bahsetmezdim." - Henry David Thoreau

Perşembe, Ekim 11, 2007

Married in Morocco

Uzun süre düşündüm nasıl ve nereden başlasam diye. Araya bir çok olay girdi bir türlü fırsat olmadı şu Fas seyahatimizi anlatmaya. Ben de şimdi Hollanda' da otel odamda yalnız başıma bayram arefesinde hadi bakayım dedim kendime başla birşeyler yazmaya. Barış şu an Türkiye' de eşyaların toplanması ile ilgileniyor yarın yani bayramın 1. günü yanıma gelecek inşallah. Hayırdır inşallah ne Hollanda'sı ne taşınması dediğinizi biliyorum onları da anlatacağım merak etmeyin. Herşeyin sırası var ama benim zamanım yok bunları bir bir anlatmaya, o nedenle 2007 yılındaki değişim rüzgarından teker teker zaman içerisinde bahsedeceğim.

1998 yılından beri çalışıyorum ama hiç bir zaman 3 hafta tatil yap(a)mamıştım. Bu defa evleniyordum, kolay mı? 23 Mart 98 - 20 Temmuz 07. Varın siz söyleyin çık mu yani 3 hafta izin. Evet 3 hafta iznimiz süresince yurtdışında evlenip gezecektik. Yaw nereden çıktı şimdi, aileler ne diyor, arkadaşlarınızdan uzakta ne yapacaksınız, düğün olmayacak mı vs. sorularına verebilecek çok fazla cevabım yok açıkçası. Sadece düğün yapıp insanları eğlendirmek, bu arada bir sürü sıkıntı çekmek, istediklerimizi bir türlü gerçekleştirememek, para harcamak yerine, paramızı kendi istediğimiz şekilde istediğimiz yerde kendimiz için harcayalım dedik. Kötü' mü ettik yaw, uzun yıllar anlatacak anılarımız oldu. Formalitelerden de kurtulmuş olduk.

Neyse, tamam Türkiye dışında bir yerde evlenecektik de neresi olacaktı burası? Herkes gibi Las Vegas' a mı gidecektik yani. Yok artık :). Düşündük, taşındık ben avrupa da çalışma niyetinde olduğumdan, oraya gitmeyi istemedik. Eğer iş bulursam zaten bayağı gezeceğiz oraları diye düşünmüştük. Nitekim de öyle oldu. Neyse, Fas bizim ilgimizi çekiyordu açıkçası, ben bir mail attım Türk Büyükelçiliğine onlar da cevap verdiler "elbette burada evlenebilirsiniz" diye. Tamam karar verilmişti, Fas' a gidecektik, oradan fırsatımız olursa İspanya tarafına da geçecektik. Barış tüm gezi ve evlilik planlarımızı yaptı, her zaman olduğu gibi sırt çantalarımızı hazırladık ve yola çıktık. Aslında planımız 20.07.2007 de başkent Rabat ta evlenmekti ama biz 10.07.2007 yi denk getirebildik. Valla hiç bu kadar heyecanlanacağımı düşünmemiştim. Büyükelçilikte bilinen o meşhur diyaloglar gerçekleştirildi, tüm elçilik personeli oradaydı ve biz sadece imza atıp çıkacağımızı düşünürken kendimizi nikah salonunda hissettik ve heyecanlandık. Barış ayağıma bile bastı. Neyse herşeyi video ya kaydettik ama resim çekmeyi atlamışız düşünün ne kadar heyecanlandığımızı.

Seramoni bitti ve biz gerçek anlamda Fas'ı gezmeye başladık, neredeyse tüm ülkeyi gezdik. Bir gece çölde kaldık, deveyle çölde dolaştık, gerçekten kolay bir iş değil. Temmuz ayı aslında en sıcak dönemi ve çöl için hiç uygun bir zaman değil. O nedenle sadece ben, Barış ve bizi çöldeki çadıra götürecek olan bedevi ile beraberdik. Çölü kapattım Barış için yani anlayacağınız. Değişik bir deneyim oldu. Çöl dışında sıcaktan çok etkilenmedik açıkçası. Taksi şöförleri dışında Faslı insanları da çok sevdik. Yemekleri ilk başlarda iyiydi ama hep aynı şeyler zamanla bıktırdı bizleri. Kuskus ve Tagine (bizim güvece benziyor) en meşhur yemekleri. Herkes Fransızca konuşuyor. Fransızca bilmeyen yok gibi, büyük çoğunluk İspanyolca da bilyor. Bizim gibi sadece İngilizce biliyorsanız çok zorluk çekersiniz. Sömürge olmanın avantajları! diye yorumladık. Ve de gerçekten pisler. Yani İspanya tarafına geçiyoruz ve Avrupaya geldiğini farkediyorsun. 2 km. gerindeki plaja girmek mümkün değilken bu taraf pırıl pırıl, hayrete düşmemek elde değil. En çok Fes ve Marakeş' i beğendik. Büyülü şehirler. Hele Fes yaşayan en eski şehirlerden biri. Labirent gibi heryer kaybolmamak imkansız. Marakeş ise herkesin görmesi gereken bir yer. Jemaa l-Fna meydanını anlatmak yetmez. Binbir çeşit insanı görebilirsiniz. İster inanın ister inanmayın bu meydan da dişçi bile var ama dişçilik yapmıyor! Resim çektirerek para kazanıyor. Yandaki resim Fas'ı gezerken en çok faydalandığımız site olan lexicorient den alıntıdır. Fas ile ilgili en iyi bilgileri kesinlikle bu siteden bulabilirsiniz.

Essaouira güzel bir sahil kasabası, uçsuz bucaksız okyanusu seyredip düşlere dalmak için birebir. Tangier' ı da beğendik sayılır, yani en sevdiğimiz yazarlardan Jack Kerouac'ın sürekli bahsettiği bir yer olması bizim iştahımızı kabartmıştı. Ayrıca herkesin bildiğinin aksine meşhur Kazablanka filminin asıl çekildiği yerin Tangier olduğunu öğrendiğimizde şok olmuştuk ama beklediğimizi tam bulabildiğimizi söyleyemeyeceğim. Bize sıradan geldi açıkçası, belki de artık Fas' a alışmıştık o nedenle çok ilgimizi çekmedi. Kazablanka da elbette beğenmediğimiz yerler arasında, çok sıradan. Dünyanın en büyük 2. cami olan Hasan II ye gittik, gerçekten muazzam bir cami ama insan, bunca adam açlıktan kırılırken bu gösterişe gerek var mı diye sormadan edemiyor (800.000.000$ a malolmuş!!!). Neyse . . . Chefchaouen pek çok kimsenin bilmediği ama kesinlikle Fas' a gidiyorsanız bir gününüzü ayırmanız gereken büyülğ bir kasaba. Bize Bozcaada' yı anımsattı inanılmaz güzel ve bir o kadar da temiz. Yolculuğumuz sırasında Cepta ya da geçtik. Afrika topraklarında bulunan bu ufak İspanyol şehri çok güzel plajlara sahip. İspanyol meyhanesinde Sangria içip tapa yedik elbette. Akdeniz' e ve Atlas okyanusuna girme şerefine de erişmiş olduk bu seyahatimizde.

Fas kesinlikle çok ucuz bir ülke, herşey çok ucuz, halkı da bunun farkında olduğu için pazarlık yapmanız gerekiyor. Turist olduğunuzu bilince fiyatlar 20 katına kadar çıkabiliyor. Ama inanın 350 den başlayıp 20 dirheme aldığımız şeyler oldu. İnanılmaz bir pazarlık diyaloğu yaşıyorsunuz bu bile zevk veriyor insana. sadece 1 euro ya taksiyle tüm şehri gezebiliyorsunuz neredeyse. Biz de o nedenle taksilerden inmedik. Yalnız taksiciler ile ilgili bir uyarı yapmam gerekiyor. Taksimetre açmıyorlar ve kafalarına göre para istiyorlar. Israrcı olmak gerekiyor. Ben ıssısz bir yerde bir kaç taksiciyle takıştıktan sonra bir diğerinin taksimetreyi açmak istememesi üzerine plakasını alır gibi yaptım. 10 dakika peşimde dolaştı, yalvardı, biz de korktuk ama peşimizi bırakmadı. En son bakkala girdim su alma bahanesiyle gelip suyun parasını vermeye çalıştı o da çok korkmuş olacak ki bu derece pişman oldu.

Anlat anlat bitmez hikayeler, böyle geçti bu tatilimiz işte. İyiki yaptık bunu, eğlendik, mutlu döndük ülkemize. Ne diyelim daha güzel seyahatler sizlerin olsun.

Fas seyahatimizle ilgili resimlerden oluşturduğum video yu aşağıda bulabilirsiniz. Umarım beğenirsiniz.





Read more...

Cuma, Ağustos 31, 2007

Gidiyorum . . .

Hepinizin bildiği gibi yaklaşık 1,5 ay önce evlendim. Hani hep sorarlar "evlenince hayatınız çok değişiyor mu?" diye. Bizi yakından tanıyanlarınız çok büyük değişiklikler olmadığını söylememizi bekliyorlardır ama hiç de öyle değil. 7 Eylül itibariyle 5 yıldır çalıştığım, emek verdiğim Delta ailesinden ayrılıyorum. Tam 10 yıldır yaşadığım Ankara' dan da ayrılıyorum. Bundan sonraki iş yaşamımı bir miktar yurtdışında devam ettireceğim, ya da ettirmeye çalışacağım, bunu zaman gösterecek. Sizlerden çok uzaklara gitsem de hep haberleşeceğiz. Kimbilir belki daha sık görüşme fırsatımız olur.

Bu hafta Ankara'daki ve Türkiye'de ki son haftam. 8 Eylül'de eşimle :) beraber uçuyoruz. Kendinize iyi bakın, hep kalbinizde olmak ümidiyle.

Herkes Fas seyahatimle ilgili yazılar beklerken bambaşka konularla karşınıza çıktım. Takdir edersiniz ki hayatımda büyük değişiklikler oluyor, şu an ben de yeni yaşantıma alışmaya çalışıyorum. Sizi temin ediyorum çok yakında Fas ve yurtdışında çalışmaya başlamam ile ilgili yazılarımı burada okuyacaksınız.

Read more...

Salı, Ağustos 21, 2007

Roketsan Bowling Turnuvası

Uzun zamandır Roketsan firmasında önemli bir proje için ter döküyoruz. Hal böyle olunca haftanın en az 3 günü proje çalışması için Roketsan tesislerindeyiz ve roketsan çalışanı olduk sayılır. Geçenlerde geleneksel Roketsan Bowling turnuvasına sağolsunlar beni de davet ettiler. Selçuk Yaşar, ben, Cemal Oğuzsoy ve Kerim İnce,' den oluşan takımımız beklenenin aksine çok iyi bir performans gösterdi ve ilk 8 e kalmayı başardı. Final turlarında güçlü rakiplerimiz karşısında üstün bir performans göstermemize karşın yarışmayı derece alamadan tamamladık. Çok keyifli geçen geceden geriye bu anlamlı resim kaldı.

Read more...

Salı, Ağustos 07, 2007

NY

Blogum ile ilgili uzun zamandır yazı yazmıyordum. Yazacak, paylaşacak o kadar çok şey birikti ki, hepsi ile ilgili tek bir yükleme yapayım da uzun zamandır yazmamı bekleyen müdavimlerimi kızdırmayayım.

Evet o halde ilk durağımız Amerika. İş ile ilgili olarak bir firma ile toplantı yapmak amacıyla 1 haftalığına Amerika seyahati yapacaktım. Ben de bunu fırsat bilip yıllık iznimden de 1 hafta alıp Amerika seyahatimi uzatmaya karar verdim. İş toplantısı Austin-Texas ta idi. 1 hafta burada kaldım, sağolsun firma yetkilileri benimle çok ilgilendiler. Her akşam bir yere götürdüler, ClearOrbit firmasından Brian Petty ile çok sıkı dost oluverdik bu kısa süre zarfında. Halen daha görüsüyoruz.

Austin kenti müziğin başkenti olarak anılıyor amerika da, müziksiz bir gün geçmiyor akşam caddeleri gezerken bunu farkediyorsunuz eğlencenin doruklarını yaşıyor buradakiler. Hatta geçen gün izlediğim sevgili Tarantino amcamın son filmi "Death Proof" taki ilk hikaye Austin de geciyor, tekrar Amerikada ki o bir haftaya döndüm bu filmi izlerken. Bu şehir de herkes müzikle ilgileniyor gerçekten, bizim Brian ın da kendi kurduğu müzik grubu olduğunu söylersem daha iyi anlayacaksınız müziğin Austin için ne derece önemli olduğunu.

Bu arada British Airways sağolsun bavulumu kaybettiği için bayağı bir sıkıntı çektim. İş toplantılarına Amerıkadan aldığım kıyafetlerle gitmek zorunda kaldım. Neyseki Amerikalılar rahat insanlar, kıyafetlere pek aldırış etmediler. Gerçekten yaw biz mi Türkiye de işleri çok abartıyoruz anlamadım, onlar o kadar rahatlar ki işlerinde.

Sadece müzik değil elbette, inanılmaz bir doğaya da sahip Austin, gerçi amerika genel olarak böyle ama napalım biz şimdi Austin den bahsediyoruz. Brian ile her gece bir yere gittik, benim yeni tatlardan zevk aldığımı anladığı için her gece farklı birşeyler yiyorduk, bir gün çiğ istiridye yedik, inanılmaz birşeydi, normalde hayatta tatmaya cesaret edemezdim ama Brian e güvenerek tattım, öyle ahım şahım gelmedi bana ama görüntüsü ve sosları inanılmazdı. Yalnız gitmeden biliyordum ama orada bir daha anladım ki "Texas T-Bone Steak" i buradan başka bir yerde yemeyeceksin. Yaw yıllardır biz biftek diye başka birşey yiyoruz herhalde ben bu kadar lezzetli et başka bir yerde yemedim, yiyebileceğimi de sanmıyorum.

Austin de işim bitince uçakla New York a geçtim. Neden New York derseniz, zaten 1 hafta izin almıştım, bu süre zarfında dünyanın en kayda değer şehrini görmem gerektiğini düşündüm. Yani New York bu yaw, bir çok filme, müziğe, sanata konu olmuş büyüleyici şehir. "New York is a city that never sleeps!". Görmeden olmaz di mi? Çok akıllıca bir karar vermişim kesinlikle, gerçekten büyülendim. Yaklaşık 9 gün kaldım ve tüm Manhattan adasını karış karış gezdim. Bir ton da alışveriş yaptım.

New York' a geldiğimde önce çok korktum, ne bilim filmlerin etkisinden olsa gerek herkese şüpheyle yaklaşır oldum. New York' ta otel bulmak çok zor ve de pahalı ama çok güzel hostel lar var, o zamanlar "Hostel" filmini de seyretmediğim için bir sakınca görmedim ve Broadway de bir pansiyona yerleştim. Pansiyonda oda 6 kişilik ve karışıktı yani kız erkek karışık kalıyorduk, dünyanın her bir tarafından gelen insanlarla beraber aynı odayı paylaşmak inanılmaz güzeldi gerçekten. Brezilya, Avustralya, İngiltere, Türkiye den gelen kişilerle tanıştım, çok güzeldi ve 9 gün boyunca tüm Manhattan' ın altını üstüne getirdim diyebilirim. Elimde New York kitabı ile gidilmesi gereken her yere gittim ve birçok insan gibi ben de büyülendim bu şehirden, kesinlikle görülmesi ve mümkünse yaşanması gereken bir şehir. Delta' dan çok sevgili çalışma arkadaşım Sibel Ecer şimdi New York'ta yaşıyor, biz de Barış ile beraber her sene Green Card a başvuruyoruz ama henüz olmadı bakalım gelecek neler gösterecek?

Tüm dünya mutfaklarını burada tatmak mümkün, inanılmaz keyif aldım yemek yerken gerçekten her gün başka birşey denedim. Chinatown' dan başlayıp Soho' ya yürümek ve anlık tuhaf değişimleri gözlemlemek apayrı bir deneyim. Kentte yaşayan her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumluymuş, o nedenle İngilizce çeşitli aksanlarla konuşuluyor. Kentte İngilizce’nin yanı sıra İspanyolca, Little Italy (Küçük İtalya) semtinde İtalyanca, China Town’da (Çin mahallesi) Çince konuşuluyor. Hatta ingilizceden çok İspanyolca işittiğimi söyleyebilirim rahatlıkla. Kent beş bölüme ayrılmış Bronx dışında heryerini gezdim: Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Island. Özgürlük Abidesi, Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi ve Guggenheim Müzesi en beğendiğim yerler. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York inanılmaz.

Tabi New York' a gidince Okyanus a da adım attım açıkçası, ama hava o kadar soğuktu ki gerçekten sadece adım attım, yüzmek falan nasip olmadı, başka zaman artık diyerek New York un diğer tatlarından faydalandık. Yazacak anlatacak çok şey var belki ama New York ile ilgili burada nokta koymak istiyorum. Manhattan da gezerken yanımda Serdar Turgut' un "Şahsi Bir New York Biyografisi" adlı kitabı vardı, orada bu kitabı okumak ayrı bir güzellik kattı yaşadıklarıma. Tavsiye ederim.

Bu arada Londra Metrosu Sembolünün burada ne işi var diye düşünüyor olabilirsiniz. Açıklaması gayet basit, Amerika' dan Türkiye' ye Londra aktarmalı olarak dönmek zorundaydım ve 9 saat Londra da beklemem gerekecekti ben de 6 ay kaldığım İngiltere' de eski günlerin hatırına bu 9 saati ufak bir Londra turuyla renklendireyim dedim.

Read more...

Pazar, Temmuz 08, 2007

Just Married . . .

Barış'ımla, 23 Mart 1998 den beri süren mutlu birlikteliğimizi evlilikle devam ettirmeye karar verdik. 20 Temmuz 2007 tarihinde, sizlerden çok uzakta Fas - Rabat Türk Büyükelçiliği' nde, yıllar önce sonsuza kadar mutlu olacağımıza dair kalbimizde verdiğimiz sözü resmi makamlar huzurunda tescil ettirip yolumuza devam edeceğiz. Mekanın, zamanın bizim için anlamsızlaştığı bu tarihte biliyoruz ki sizler de bu ana, kalbinizden tanıklık edeceksiniz.

Pazartesi den başlayarak 3 hafta buralardan uzakta olacagız, döndükten sonra görüşmek/konuşmak dileğiyle. 20 Temmuz ile ilgili ayrıntıları, daha sonra burada yayımlamaya çalışacağım.

Sizleri Eymir de cekilmis bir mutluluk fotoğrafıyla başbaşa bırakıyorum.

Read more...

Cumartesi, Nisan 14, 2007

ng2k

Bugün, benim doğum günüm. 30 lu yıllar güzelmiş :) Ama ben hala alışamadım. Takılıyoruz işte. Eski yıllara nazaran, son 2-3 yıldır farkında olduğum tek bir şey var sadece, "Hayatta herşey basittir". Gerçekten de öyle hayat cidden basit, sadece biz fazla zorluyoruz kendimizi ve işleri büyütüyoruz. Bazı duygular gerçekten yaşla beraber geliyor herhalde. Hani küçükken derler ya, "Büyüyünce anlarsın" diye, o zamanlar bu laf beni sinir ederdi, ancak zamanla anlıyorum her yaşın düşüncesi değişik oluyor gerçekten.

Neyse bugün sabah kalktık, güzel bir kahvaltı sonrası, cep telefonumu elime aldım ve uzun zamandır görmediğim tüm arkadaşlarıma onları özlediğimi ve unutmadığımı belirten birer mesaj çektim. Hemen hemen herkes ya aradı ya da mesaj çekti, bugünün doğum günüm olduğunu bilmiyordu büyük çoğunluğu. Uzun yıllar sonra arkadaşlarımdan haber almak, seslerini duymak ne güzel geldi bana anlatamam. 3 yıldır bunu yapıyorum, her doğum günümde mesaj atıyorum. 3 yıldır en güzel doğumgününü ben yaşıyorum :)

Geçen sene doğumgünümde Barış' ım sağolsun evde 30 yaş partisi vermişti, Ankarada' ki pek çok arkadaşımızı davet etmiştik, çok güzeldi. Bu sene sade bir doğum günü geçirmeyi tercih ettik, eee yaş kemale erdi artık daha bir oturaklı olmak gerekiyor :) Neyse şu an bloguma resimden de göreceğiniz ama pek anlayamayacağınız üzere ODTÜ nün çimlerinden yazıyorum. Süper yaw şu kablosuz internet olayı. ODTÜ ye geldik Barış ile, voleybol oynadık, çimenlere yayıldık, kitabımızı okuyoruz, bilgisayarımı da MM' in kablosuzuyla internete bağladım, şu an ne önümüzdeki haftaki proje PDR (Preliminary Design Review)' ını, ne de sonraki haftaki ihale çalışmasını düşünüyorum. Şu an sadece ne kadar şanslı ve mutlu bir insan olduğumu düşünüyorum. Şükürler olsun. Canım sevgilim, canım ailem, canım arkadaşlarım, canım ODTÜ'm, canım Türkiye'm, canım Fenerbahçem :). İyi ki doğdum.

Read more...

Çarşamba, Şubat 28, 2007

I did it . . .

Geçenlerde Delta ofisten Seçkin Aydın "Lost" dizisi CD leri ile beraber bana adını daha önce duymadığım "Heroes" isimli dizinin ilk 7 bölümünü DVD olarak verdi. Kimbilir ne tür bir kahramanlık hikayesidir diye izlememek için arşivde en kuytu köşede saklıyordum. Derken CNBCe de dizinin fragmanları görünmeye başladı ve ilgimi çekti. Hele de "Final Destination" filminden Ali Larter' in nin oynadığını görünce diziye olan ilgim arttı. Bir akşam Barış ile seyretmeye karar verdik. İlk bölümünü izleriz, sararsa sonraki günler devamını izleriz diye düşünüyorduk. Ancak 1, 2, 3 derken o gece 7 bölümü de bitirdik. İnanın diğer bölümlerde elimizde olsa seyrederdik herhalde. Hayatımızda ilk defa böyle bir şey yaşıyorduk. Yani hiç bir diziyi bu kadar zevkle izlediğimi hatırlamıyorum. İnanılmaz sürükleyici bir dizi kesinlikle. Neyse, sonrakı günler diğer bölümlerini de indirdim ve CNBCe de daha yayınlanmadan biz ilk 17 bölümünü seyredivermiş olduk. Amerika' da dizi devam etmekte ve biz ne yazıkki şu an her bir yeni bölüm için 1 hafta beklemek zorundayız. Seyretmeyenlere, bilmeyenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Benim favorim Japon kahramanımız Hiro. Sahi siz kimsiniz?

Tabi Heroes' un yeni bölümlerinin çekilmesini beklerken, yine bu dizinin yapımcılarından "Lost" dizisini izlemeye başladık. O da çok iyi bir dizi kesinlikle, biraz daha yavaş gelişiyor konu ama kesinlikle sizi kendisine bağlıyor. Sawyer, Kate, Locke, Hugo bir anda hayatımıza giriverdiler böylece. Ama dizi iyiden iyiye bulmacaya döndü, "nedir bunların sırları?" diye düşünmekten bitap düştük, senaristler hiç değilse bazı soru işaretlerini çözümleseler de biz de biraz daha olayların içine girsek diyorum.

Ancak bir bu dizilere bakıyorum, bir de bizim televizyonlarımızda verilen saçmalıklara. Arada dağlar kadar fark var gerçekten.

Read more...

Cumartesi, Ocak 27, 2007

Türk Mucizesi

Bu aralar, haftada en az 2 gün yeni projemiz için Roketsan' a gidip geliyorum. Yol çok uzun olduğu için tıpkı eski günlerdeki gibi kitap okuyarak değerlendiriyorum serviste geçen zamanımı. Geçen gün okuduğum kitaptaki bir biyografi beni eski günlere götürdü. Yine gözlerim doldu. O an dedim bunu bloguma da taşımalıyım, Türkiye' mizde yetişen güzel insanlarımızı unutmamak için onun hakkında birşeyler yazmalıydım burada. Bakalım ben söylemeden bu kişiyi tanıyabilecek misiniz? Bahsi edilen kişinin benim gibi Kabataş Erkek Lisesi mezunu olması gururlandırır beni ama asıl gururu aşağıda göreceksiniz ki ülkesine kazandırdıklarıyla tam bir "Türk Mucizesi" olması verir bana.

Kahramanımız Karadeniz bölgesinde Sürmene' ye bağlı Yılmazlar köyünde doğar. Çocukluk yıllarında çobanlık yapar. Sürmene’nin sarp dağlarında inekleri uçurumdan düşer diye korkmuş, ama görevini eksiksiz yapmıştır. Mahalledeki çocuklara Teksas, Tommiks kitapları kiralayarak okul harçlığını çıkarır; bunun yanında aile bütçesine de katkıda bulunur. En zirvesine çıkacağı başarı merdivenine ilk adımını, Milliyet Gazetesi’nin açtığı İlkokullar arası Bilgi Yarışması’nda birinci olarak atar. “Hiçbir zaman bırakın İstanbul’u, Ankara’yı veya yurt dışını, Trabzon’a bile gidebileceğimi sanmazdım. Köyde iken ortaokula ve liseye gitmeyi bile hayal edemezdim.” sözleriyle çocukluk yıllarındaki düşüncelerini anlatır. Ortaokulu parasız yatılı olarak Samsun' da okuduktan sonra, TÜBİTAK bursuyla geçtiği Kabataş Erkek Lisesi' ni 1966 yılında birincilikle bitirir. Aynı yıl üniversite giriş sınavlarında Türkiye birincisi; hem de bütün soruları yanlışsız doğru cevaplayarak (Bugüne kadar ÖYS sınavında böyle bir derece elde edilemedi!) birinci olması O’nun yıldızını daha da parlatır. İstanbul Üniversitesi' ni burs hakkı kazanarak en yüksek puanla kazanan tek öğrenci olur. Milli Eğitim bakanlığı bursu kazanarak eğitimine Amerika’da devam eder. Purdue Üniversitesi’nde okurken Türkiye’de döviz sıkıntısı olunca, bursu gönderilmez veya gönderilemez. Bununla ilgili bir anısını şöyle anlatır. "Türkiye’de döviz sıkıntısı başlayınca burslarımızı zamanında alamadık. Amerika’da üç gün aç kaldığımı unutamam. Öğrenci yurduna bulaşıkçı girdim, bir haftada aşçılığa terfi ettim." Bu şartlarda dört yıllık fakülteyi iki buçuk yılda bitirir. Elektronik mühendisi olur. Missouri Üniversitesi’nde Tıp Mühendisliği alanında doktorasını yaparak 28 yaşında ABD Üniversitelerinde ders vermeye başlar.

1987 seçimlerinde milletvekili seçilir. Bakan olur. PETKİM onun döneminde kara geçer. Bakan olduğu dönemde, siyasi sebeplerle bir kişiyi bile işe almadığını her yerde söyler. Partisinin düşmanlığını kazanır. ‘’sinema, müzik ve video eserleri kanunu’’ onun eseridir. Okul televizyonu adı altında ülkenin her yerinden seyredilen eğitim programlarını başlatır. KDV hayata geçer. Diğer partilere ait belediyelere kendi belediyeleri kadar bütçe veren tek bakan olarak herkesi şaşırtır. Cumhuriyet tarihinde ilk kez onun Maliye Bakanlığı döneminde Eğitim bakanlığı bütçesi Savunma bakanlığı bütçesinden daha fazla gelir alır. Meraların ıslah edilip verimli kılınması projesini başlatır. Türk tütününü ezen Amerikan şirket anlayışını kovar. Tekel 2000 tüm yabancı sigaraları saf dışı bırakır. Halk pazarları onun projesidir ve hayata geçirir. Dağılan Rus cumhuriyetlerinden çok önemli bilim adamlarını gizlice getirtir. Bir seçmeni "sizi milletvekili seçtik ama ne yaptığınızı bilmiyoruz!" diye mektup yazınca çok detaylı bir katalog gibi çalışmayı seçmene yollar, seçmen şok olur. Kamuoyunda “Kıyak Emeklilik ve Ballı Maaş” olarak adlandırılan milletvekillerine süper emeklilik sağlayan kanunun iptali için dava açar ve bu maaşı hiç olmayan tek milletvekili, gerçek milletvekili olur. Borsanın kurulmasından, vergi sisteminin oluşturulmasına kadar birçok konuda sistem alt yapısı onun görüşleriyle şekillenir. Kartal bölgesinde yağma edilen hazine arazisine askeri birlik konması fikriyle herkesi şaşırtır. Şimdi sadece oraları yeşil alan ve istila edilmemiş durumda. "Atatürk’ü gençliğe doğru anlatırsak , aşırı uçlarda boş fikirlerle gezmezler" demekten dilinde tüy biter. "Bakan" oldun diyenlere; "Hayır sadece "Bakan" değil, aynı zamanda "Gören" oldum zekice cevabıyla sadece "Bakan" olanları edeplice uyarır.

Öldüğünde ikinci el bir arabaya biniyordu. Karayolundan giderken yeni yapılan otobanın girişine konan hatalı yön tabelası yüzünden ters yöne girdi ve kazada kendisiyle eşi ve kızı da öldü!.. Tabelanın yanlış konması bir ihtimal düşündürücüydü. Bir ihtimal ortadan kaldırılmış olabilirdi. Çünkü çok genç ve çok başarılıydı. Ulusalcıydı. ANAP’ ın başına geçmesi ve ileriki yıllarda ülkeyi yönetmesi muhtemeldi.
Geçim sıkıntısı çeken bir Maliye Bakanı. Amerikada okumuş ama Ulusalcı. Proje üreten, geleceğe bakan, Türkiyeye inanan bir siyasetçi. Öldüğünde hurda haline gelmiş arabası ve bankadaki 43 milyon lirasından başka bir mal varlığı bırakmadığı beyan edildi. Doğruları ararken karanlıkta yaşamadı; dediği gibi yaşadı, yaşadığını söyledi. Dünyayı ayaklarıyla değil, düşünceleriyle dolaştı. Çocuklarına ve sevenlerine bıraktığı tek miras, çalışkanlık ve dürüstlük oldu.

Evet Rahmetli Adnan Kahveci' den bahsediyorum. Hayatımda, öldüğünde gözyaşı döktüğüm yegane politikacıdan. Burada çeşitli alıntılarla kendisini anlatmaya çalıştım, bilmeyenler görsünler nasıl politikacı olunur diye. Bugun kitabı okuduğumda içimde bir acı hissettim. Unutur olmuşum Adnan Kahveci' yi diye ve aklıma yeni neslin kendisini pek tanımadığı, bilmediği geldi. Internette yaptığım araştırmalarda da çok fazla bilgiye ulaşamadım. Dedim ki politika dediğimiz şey yalan dolan değil sadece. İyi şeyler de yapılıyor ülkemde, iyi insanlarımız da yetişiyor. Ama unutmamamız lazım bu değerleri. Benim de bir katkım olsun bu yazıyla. Bu ülke daha nice Adnan Kahveciler yetiştirecek potansiyele sahip. Yeter ki dürüstlüğe, çalışkanlığa destek versin canım halkım ve işe kendinden başlasın. "En büyük vatanseverlik, mesleğini en iyi şekilde yapmaktır."

- Yukarıdaki yazılar, çeşitli internet sitelerinden ve kitaplardan derlenmiştir.


Read more...

Salı, Ocak 23, 2007

Keşke Sevmeseniz

Sadece fikirleri yüzünden öldürülen insanlar var ülkemde. Yer yarılsa da yerin dibine girsem, yani o kadar utanıyorum. Bugün eşi konuşurken şöyle dedi; "Bir bebekten bir katil yaratmayı başarabilen bu KARANLIĞI sorgulamadan hiç birşey olmaz." Tüylerim diken diken oldu. Bizi çok seven, vatanını çok seven, severken öldüren, öldürdükçe yücelen insan görünümlü yaratıklar olduğu sürece bu karanlığı nasıl yokedeceğiz? Keşke sevmeseniz be, keşke.

Can Dündar' ın yazısından alıntı;

Adam gibi adamdı.
Dağ gibi, ırmak gibi, çocuk gibi bir adamdı.
Özü sözü bir, yurtsever ve yiğit, dünyalar güzeli bir adamdı.
Bir sınır boyundaydık.
İkimiz yürüyorduk.
Omzuma sarılıp bir öykü anlatmıştı bana:
Sivas'tan Fransa'ya göçmüş yaşlı bir Ermeni kadın, "Toprağından yol geçecek. Gel" çağrısı üzerine Sivas'a, terk ettiği topraklara gelmiş yeniden...
80 yaşın yorgunluğuyla döndüğü topraklarda vefat etmiş.
Telefonla kızını aramışlar hemen; cenazeyi alması için...
Kızı "Bekletmeyin, toprağına gömün" demiş ve eklemiş:
"Su, çatlağını buldu."
Gözleri yaşarmıştı bunları anlatırken...
Sonra, "'Türkiye'nin toprağında gözünüz var' diyorlar ya" demişti:
"Evet, gözümüz var bu vatanın toprağında... Ama koparıp götürmek için değil, en dibine gömülmek için..."

Can Dündar - Milliyet - 20.01.2007

Read more...

Salı, Ocak 09, 2007

Kick Off

Uzun zamandır önemli bir proje üzerinde kafa yoruyordum. Bir ihale açılmıştı ve ihalede mutlu sona ulaşmak isteyen 5 firma vardı. Büyük uğraşlar sonunda ihaleyi biz kazandık. Bugün bu projeye resmi olarak başladığımızı ifade eden toplantımızı (Kick Off) gerçekleştirdik. Projenin benim için önemli bir yanı, eski firmam Roketsan ile çalışacak olmam. Bu nedenle çok heyecanlıyım. Dostlarımı göreceğim, onlarla yeniden ter dökeceğim projenin başarısı için. Roketsan büyük bir aile ve biliyorum ki ben de bu ailenin bir ferdiyim. 4 yıl önce gözlerim yaşlı ayrılmıştım Roketsan ailesinden, kariyerimi ve geleceğimi düşünerek, tıpkı 9 yıl önce İstanbul' u ve ailemi aynı nedenlerle terkederken olduğu gibi. Doğru kararı vermek acı çekmeni önlemiyor bu gibi durumlarda.

Dostlar ile çalışacak olmamın yanında bu projenin içeriği de beni heyecanlandırıyor. Gizli bir proje olduğundan detaylarına burada ne yazıkki giremiyorum. Ama bana ve ekibime kazandıracakları açısından inanılmaz heyecanlandığımı, motivasyonumun en yüksek seviyede olduğunu buradan haykırmadan edemeyeceğim. Umarım proje sonucunda başarılı oluruz, bunun için elimizden geleni yapacağız. Bugün yeni bir dönem başladı.

Read more...